Yaşadığı ortamın nasıl olduğuna dair çok fazla bilgi sahibi olmasak da, yaşadığı yerde ayırt etmeksizin görevini ifa ederken sınır tanımayan bir özellikteki varlık olan şeytan ; hem sınanma sebebi hem de hayatın mücadele kısmına ait olmak üzere etkili veya tepkili olunması gereken varlık da olmuştur.
Bazı varlıkların kendi sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekirken, sorunluluğu yerine getirmek bir yana, tam tersine sorumluluğundan kaçtığı gibi bir de bunu meşru bir sebebe dayandırmaya kalkarak kendini haklı çıkarmanın yolunu aramaktadır.
Yaşadığı yer neresi olursa olsun, görevini aksatmayan bir özelliğin inanmış insanda olması gerekirken; bunun insana düşmanlığını ilan eden bir varlıkta olması düşünülmesi ve sorumlulukların hatırlanması açısından önemlidir.
Şeytanın kendince Allah’ın emrini yerine getirmede kendince sebepler bulunması belki daha sonraki gelen nesillere ,hem haklılık ifadesi hem de hakka itiraz edenler için bir çığır açabilmesi bakımından önemlidir.
“1 Elif-Lâm-Mîm-Sâd.
2 (YÜCELERDEN) bir ilahi kelâm indirildi sana artık gönlünde bu konuda herhangi bir şüpheye yer verme- ki, onunla, (yoldan sapanları) uyarabilesin ve (böylece) inananlara da öğütte bulunabilesin:
3 "Rabbinizin katından size indirilene uyun; Ondan başka önderlerin ardından gitmeyin. Ne kadar az tutuyorsunuz aklınızda bunu.
4 Biz (baş kaldıran) topluluklardan nicesini, gece vakti ya da güpegündüz dinlenirken ansızın gelip çatan cezamızla yok etmişizdir.
5 Ve cezamız başlarında koptuğu zaman, kendi kendilerine, "vah bize! Biz gerçekten zalim kimselerdik!" demekten başka söyleyecek sözleri olmamıştır.
6 Ve bu yüzden, kendilerine (ilahî) bir mesaj gönderilen herkesi, hiç şüphesiz, (Yargı Gününde) hesaba çekeceğiz. Ve yine hiç şüphesiz mesajla gönderilenleri(n kendilerini) de hesaba çekeceğiz.
7 Ve sonra kendilerine mutlaka (yapıp-ettikleri hakkındaki şaşmaz) bilgimizi açacağız: çünkü hiçbir zaman (onlardan) uzak değildik.
8 Ve ölçme-tartma işi o Gün dosdoğru gerçekleşecek; ve tartıda (doğru ve yararlı davranışlarının) yükü ağır gelenler; işte böyleleridir mutluluğa erişecek olanlar;
9 Oysa, tartıda yükü hafif çekenler; işte, mesajlarımıza inatla karşı çıkmaları yüzünden kendilerini bedbahtlığa sürükleyecek olanlar da bunlardır.
10 EVET, (ey insanlar), sizi yeryüzüne gerçekten (bolluk içinde) yerleştirdik ve size orada geçiminizi sağlayacak şeyler verdik: (Hal böyleyken) ne kadar az şükrediyorsunuz!
11 Evet, gerçekten de sizi yarattık, sonra size biçim verdik; ve sonra meleklere: "Âdemin önünde secde edin!" dedik. Bunun üzerine, İblisin dışında, onlar(ın hepsi) secde ettiler; (bir tek) o secde edenlerin arasında yer almadı.
12 (Ve Allah): "Sana emrettiğim zaman" dedi, "seni secde etmekten alıkoyan neydi?" "Ben ondan üstünüm", diye cevap verdi (iblis), "(çünkü) beni ateşten yarattın, onu balçıktan."
13 (Allah): "Madem öyle, haydi in o bulunduğun (konum)dan; çünkü orada (o bulunduğun konumda) büyüklük taslaman yakışık almaz! Çık git artık; gerçekten, aşağılanmış kimselerden oldun sen!"
14 (İblis): "Bana, herkesin ölümden kaldırılacağı Güne kadar zaman ver" dedi.
15 (Ve Allah): "Tamam, sen artık mühlet verilen kimselerden oldun" diye buyurdu.
16 (Bunun üzerine İblis): "Madem ki, benim yoldan çıkmamı istedin" dedi, "ben de, gidip senin doğru yolunun üzerinde onlar için pusuya yatacağım,
17 ve hem açıktan açığa, hem de akılların ermediği yol ve yöntemlerle, sağlarından sollarından sokulacağım onlara: Ve sen onlardan çoğunu nankör kimseler olarak bulacaksın."
18 (Ve Allah): "Defol, (bulunduğun) o yerden, gözden düşmüş ve kovulmuş olarak! (Ve) onlardan sana uyacak olanlara gelince hiç şüpheniz olmasın, cehennemi topluca sizinle dolduracağım!”(Araf 7/1-18)
Anlaşılması gereken ama bizim bir türlü fark edemediğimiz hal; aslında yapılan yanlışın karşısında suçumuzu kabul ederek; yaptığımız yanlışlık için her şeyin sahibi olan Allah! tan af dilemek olması gerekir.
Böyleyken her şeyin sahibine kafa tutarcasına itaatsizlik anlamına gelecek; hem kel hem de fodul durumunda bir halin ortaya çıkması, bu noktada durup düşünmeyi ve ardından tekrar halimizi gözden geçirmeyi zorunlu kılabilmelidir.
Kendince farklı asalet duygularıyla, bugünkü seçkin bir takım aristokratların yaptığı gibi; Allah’ın yarattığı bir başka varlığa karşı tepeden bakan ve horlayan tutumuyla, itaatsizliğin ilk tohumunu da atmıştır. Sonrasında itaatsizliği devam ettiren Kabil gibi, kendine göre yaptığı yorumlarla kendini haklı çıkarmaya çalışan bazı varlıklar devam ettirmişlerdir.
Secde etmeye itirazı olmayan veya bunu sözle ifade etmeyen şeytanın; fiili bir durumla Allah’ın secde emrine uygun davranmayarak itaatsizlik yapan şeytanın bu hali de gözden kaçırılmamalıdır.
Hani bazen Allah’a saygıyı öncelikle ve sadece sözle bir itiraza bağlayan mantığın iflas ettiği an; işte şeytanın bu sözle itiraz etmediği emre ve davranışa uymayarak itiraz etmesi daha çok değerlendirilmesi gereken kısmı olmalıdır.
İnsanlardan iman edenlerden olduğunu söyledikleri halde; Allah’ın hayat tarzına itiraz etmeyip iman ettiğini söyledikleri halde, onun emirlerine uygun bir yaşam tarzını tercih etmeyenlerin uzun uzun düşünmesi ve kendine çeki düzen vermesi gerekmektedir.
Nasıl birisinin Allah’a ve onun hayat tarzı olan dinine iman etmediğini söylediği ama buna rağmen mesela namazını hiç aksatmadığını söylemesi, abesle iştigal olursa; iman ettiğini ve buna itiraz etmediğini ifade ettiği halde namaz kılmayarak secde emrini yerine getirmeyenlerin de tekrar bu olayı düşünmeleri gerekmektedir.
Sözlerin ve eylemlerin birbirine uygunluğu öncelikle kendinizi, sonra da başkalarının sizi ciddiye almasına sebep olacaktır. İnsanın kendini ve sözlerini ciddiye almadığı bir yerde ;rabbimizin kendini ciddiye almayan insanı ciddiye alarak, kulları arasında kulların arasına sokması ve cennetine sokması da mümkün olmayacaktır.
Kendine zaman isteyen ve bu mühlet içinde kendine çeki düzen vereceğini düşünen insanoğlunun bu anlamdaki anlayışı mutlaka şeytanın süre istemesine dayanmaktadır.
Asıl görevlerini hep daha sonraya bırakarak tembellik yapanların; nasıl şeytanın kendilerine öğrettiği bir yolun takipçisi olarak zor duruma düşebileceklerini anlamaları gerekmektedir.
Kendisinin ateşten olmasını hayat alanı içinde bir ayrıcalık veya üstünlük olarak görmesi; nefsin tekebbürüne işaret edebileceği gibi asalet kavgasında kendine bir takım etnik kökenlerden dolayı üstün olma hakkını vermesi; 1789 Fransız ihtilaliyle ortaya çıktığı iddia edilen milliyetçilik düşüncelerinin, hangi kaynağa dayandığını göstermesi bakımından da önemlidir.
Milliyetçiliğin yakın zamanlarda ortaya çıkmış çok orijinal bir düşünce tarzı olduğunu iddia edenlerin, milliyetçililik anlayışının temellerinde şeytani bir mantığın asıl etken olduğunu da unutmamalıdırlar.
“
Müminler!
Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbiniz birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takva iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlerimi burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler.”(Veda hutbesi)
Batılı hayat tarzının üstünlüğü soyda, parada veya güçte aradığı bir dünyada; insanın ancak Allah’a takva ile kulluk etmesinde araması onu mütevazı ve çevresinde olanlardan sorumluluğunu unutmayan insan konumunda kalarak, kulluğun hazzını yaşamasına sebep olacaktır.
Batının şeytani mantıkla bugün İslam ümmetini milliyetlerine göre ayırmaya kalkması ve bunda başarılı olabilmek için; ümmetin asıl çimentosu olacak ümmet düşüncesini ortadan kaldırmaya yönelik bazı hesaplar içine girmesi söz konusu olmuştur.
Kendini yeryüzünde şeytani sistemleri hâkim kılarak yaptığı şeytani yeminin gereğini yerine getirmek suretiyle; kendine uyduracağı müminlerin çokluğunu sağlamak adına girişilmiş bir hesaptır.
Şeytan ve onun dostlarının günümüzdeki temsilcileriyle geçmişteki atalarının davranış ve anlayış bakımından birbirlerinden farkları yoktur.
Yaptıkları her zaman başkasını suçlayarak kendilerini haklı çıkarmaya yöneliktir.
Şeytan nasıl kendisini Allah’ın azdırdığını ve bundan dolayı Allah’ın suçlu olduğunu iddia ediyorsa; bu günde üzerine düşen görevi yapmayan insanoğlunun kendi tembelliği ve ilgisizliği yüzünden başına gelenlerin asıl suçlusunun Allah olduğunu iddia etmesi de aynı mantığın ürünüdür.
“ Nerede olursanız olun, ölüm gelip sizi bulacaktır, göğe yükselen kulelerde olsanız bile." Onlar güzel şeylere kavuştuklarında, bazıları "Bu Allah’tandır!" derler; ama başlarına bir kötülük gelince, "Bu senin yüzündendir (ey arkadaş)!" diye feryat ederler. De ki: "Hepsi Allah’tandır!" O halde bu insanlara ne oluyor da kendilerine bildirilen hakikati kavramaya yanaşmıyorlar?
”Başına her ne iyilik gelirse (bu) Allah’tandır; başına her ne kötülük gelirse (bu da) senin kendindendir. SENİ (ey Muhammed,) bütün insanlığa bir elçi olarak gönderdik: ve hiç kimse (buna) Allahın şahitliği gibi şahitlik yapamaz.(Nisa 4/78–79)
Birilerini suçlu görmektense, görevi yapamamaktan dolayı Allah’tan af dilemeyi becerebilmek gerekir.
Kendini büyüklük taslayarak sanal büyüklük hevesine kaptıranların, büyük olmaktan dolayı soru sorulamayan ve hatasız olacaklarını kabul etmeye kalkışmaları ,onların köpük kadar zayıf ve çaresizliklerin içinde debelenen nankör varlıklardan olmalarına sebep olacaktır.
"Ses veren bir balçıktan, biçim verilmiş özlü bir çamurdan yarattığın ölümlü bir varlığın önünde yere kapanmak bana yakışmaz!" diye karşılık verdi (İblis).(Hicr 15/33)
Kendinin ölümsüz olduğunu zanneden, ölümlü varlıkların; akıllarında tutmaları gereken ölümlülük halinin unutularak, dünyada ölümsüzmüş ve bitmeyecek bir ömrü yaşıyorlarmış zannına kapılarak sürülen bir ömür, bakın yine şeytani bir etkiyle ortaya çıkan, inancın sadece dünyaya sıkıştırılmasına sebep olan batılı ve batıl bir mantığa da işaret etmektedir.
“HANİ, meleklere, "Âdem'in önünde yere kapanın" demiştik ve bunun üzerine İblis'in dışında onların hepsi yere kapanmışlardı. (İblis): "Balçıktan yarattığın (bu) yaratığın mı önünde eğileceğim?" demiş,
ve "Benden üstün tuttuğun (şu aptal) şeye bak! Eğer bana Kıyamet Günü'ne kadar zaman verirsen, çok azı dışında, onun soyundan gelenleri mutlaka peşime takacağım" diye ekledi.
(Allah) "Haydi, (seçtiğin yolda elinden geleni ardına koymamak üzere) git! Ancak, haberin olsun ki, onlardan sana uyanlar(la beraber) hepinizi bekleyen ceza, yaptıklarınızın tam karşılığı olmak üzere, cehennem olacaktır!
Haydi, şimdi onlardan gücünün yettiğini sesinle ayart; atlarınla ve adamlarınla onların üzerine yüklen ve (böylece) onların, mallarıyla çocuklarıyla (ilgili olarak işleyecekleri günahlara) ortak ol; onlara vaatlerde bulun; çünkü (onlar bilmezler ki) Şeytan'ın vaat ettiği her şey sadece akıl çelmek içindir.
(Bununla birlikte yine de) bil ki, (Bana güven bağlayan) kullarım üzerinde senin bir etkin olmayacaktır; çünkü kimse Rabbin kadar güvene layık değildir."(İsra 17–61–65)
İnsanoğluna yaklaşmak için her yönü ve metodu deneyecek olan şeytanın alttan ve üstten yaklaşamaması; belki de yere kapanarak secde halinde olmanın ve duanın öneminde işaret ediyor olsa gerek.
Tek başına gelmeyi değil ama yardımcıları olacak medya, silahlı güçleri, bilim adamları ve savunucuları ayrıcalığıyla, üstümüze gelerek sınanma sebepleri olan çocuk ve çocuklarına hiç masraf etmeden çaba sarf etmeden bazı mafyacı mantıklarda olduğu gibi ortak olmaya kalkışacaklarını da unutmamak gerekir.
İnsanoğlunu sadece vaat ederek ama gerçekte vermeye gücünün yetmeyeceği şeyleri de vaat ederek kandırmaya yönelik bu metodu iyice tahkik etmek ve dikkatlice izlemek gerekmektedir.
” Şeytan onlara vaatlerde bulunur ve onları boş özlemlerle doldurur. Ama Şeytanın onlara vaat ettiği her şey sadece akıl çelmekten başka bir şeye yaramaz”(Nisa 4/120)
Bazı insanların, muhataplarının istediklerini konuşarak, onlar üzerinde oluşturdukları kamuoyu sebebiyle bir güç elde etmeye ve saptırmaya yönelik giriştikleri her planın geçersizliğini sağlamanın tek yolu; Allah’ın hayat tarzına sahip çıkmak ve yeryüzünde onun dininin hâkimiyeti için çaba sarf etmekle mümkün olacaktır.
Sadece vaat edenlere dikkat etmesi gerekenlerin, bu konuda dikkatsiz ve değerlendirmeden uzak bir hayatı yaşamaları bu zaafı bilen şeytan ve adamlarının en çok hoşlanarak yeni tavırlar belirledikleri bir durumdur.
Şeytana verilen kıyamete kadar izin verilen sürede, mutlaka mümin kulların sapması için çaba sarf edeceği açık iken; bunu aklından çıkararak ona uygun bir hayatı yaşamayı şeref, çağdaşlık ve ilericilik zannedenlerin, sınanma karşısında kaybetmeleri kaçınılmaz olacaktır.
Yaptıklarını Allah’ın diniyle ölçmesi gerekenlerin, bazı şeytani işleri yaparken haz duymaları ve zevk almaları, kendilerine süslü gösterilen işlerin şeytani kaynaklı sistemlerin tezgâhından geçmesinden dolayıdır.
”SİZ EY imana ermiş olanlar! Sarhoşluk veren şeyler, şans oyunları, putperestçe uygulamalar ve gelecek hakkında kehanette bulunmak, Şeytan işi iğrenç kötülüklerden başka bir şey değillerdir: O halde onlardan kaçının ki mutluluğa eresiniz!
“Şeytan, sarhoşluk verici şeyler ve şans oyunları ile sadece aranıza düşmanlık ve nefret sokmaya ve sizi Allahı anmaktan ve namazdan alıkoymaya çalışır. O halde, (artık) vazgeçmeyecek misiniz?
Öyleyse Allaha ve Elçisine itaat edin ve (kötülüklere karşı) her zaman hazırlıklı olun: Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Bizim Elçimizin görevi, (kendisine emanet edilen) mesajı apaçık tebliğ etmekten ibarettir. .”(Maide 5/90-92)
Dünyadaki tutkularını ve bağlılıklarını kontrol edemeyen insanın, zaman içinde bu tutkularını din haline getirmesi de kaçınılmaz olacaktır.
Artık Allah için yaşaması gereken hayatı, kendi dünyevi tutkuları ve hevesleri için yaşamaya başlayacaktır ki; bu sınırın aşılması insanın kendi eliyle kendini azaba hazırlamasından başka bir şey olmayacaktır.
Sadece sorumluluklarının bilincinde olan ve saptırmak isteyen şeytanın; her an kendisi için tehlike saçan dünyadaki bütün mikroplardan daha tehlikeli olduğu bilinciyle, hep ona karşı mücadeleye hazır olarak tutacaktır.
Şeytanın diş geçiremediklerinin de sadece Allah’a ihlâsla sarılan mümin kullar olacağını da belirten rabbimiz şöyle buyurmuştur.
"Ses veren bir balçıktan, biçim verilmiş özlü bir çamurdan yarattığın ölümlü bir varlığın önünde yere kapanmak bana yakışmaz!" diye karşılık verdi (İblis).
"Çık git öyleyse bu (melekî makam)dan!" diye buyurdu O; "Çünkü, sen artık kovulmuş birisin!
Ve bil ki, Hesap Günü'ne kadar lânet(im) peşinde olacak!"
"Madem öyle, ey Rabbim," dedi (İblis), "bana ölümden kalkılacağı Gün'e kadar zaman tanı!"
"Pekala, öyle olsun:" diye buyurdu O, "kendilerine zaman tanınanlardan biri olacaksın,
(tabii,) vakti (ancak Benim tarafımdan) bilinen o Gün'e kadar."
(Bunun üzerine İblis:) "Beni yolun dışına attığın için, ben de, kuşkusuz, yeryüzünde (kötülükleri) onlara süsleyip bezeyeceğim ve muhakkak ki onların hepsini ayartıp yoldan çıkaracağım,
Yalnızca Senin gerçek kulların bunun dışında (kalacak)!"(Hicr 15/33–40)
Kendisinin rabbine saygısını ifade etmek için; emre uyup secde etmeyen şeytana, saygısızlığı ve düşmanlığı aşikâr olan bu varlığa bizler mi kulluk etmeye başladık ne dersiniz?
Bu soruyu da bir sonraki bölümümüzde değerlendirelim inşallah